İş Hayatında En Sık Kullanılan 22 İngilizce Deyim

İş hayatında en çok kullanılan 22 deyimi ve eğer Türkçeleştirilmişler ise dilimizdeki kullanımlarını bu yazıda derledik.

asap / as soon as possible

Her projede, zamanla yarışılan (“deadline” içeren) işte illa ki kullanılan bir ifadedir. Hatta, iş hayatında daha sık kullanılan bir deyim var mıdır bilemiyoruz. Türkçeye “mümkün olan en kısa sürede” şeklinde geçmiş ve yazılı iletişimde sıklıkla kullanılmaktadır. Günümüz iş hayatında her şey acil, her şey önemli olduğu için, bu kelimeyi öğrenmeden ve kullanmadan hayatta kalamazsınız.

at the end of the day

Bu İngilizce deyimi “günün sonunda” diye duymayan kaldı mı? Türkçeye daha büyük kötülük yapılamazdı herhalde. Peki bu deyim ile ne denmek isteniyor? Konunun en can alıcısı noktasından önce bu deyimi eklerseniz dinleyiciye önemli bir sonuca geldiğinizin sinyalini verirsiniz. “Of course I’ll listen to what she has to say but at the end of the day, it’s my decision.” Tabii, onun ne dediğini de dinlerim ama eninde sonunda bu benim kararımdır.

big picture

“Büyük resmi kaçırmamak gerek.” Bunu söyleyen birini hayal edebildiniz mi? Peki, nedir bu büyük resim? İngilizcede bir durumun her bir küçük kısmını, detayını katarak konuştuğunuzda büyük resme bakıyorsunuz demektir. Yani, olaya kısıtlı bir şekilde bakmıyor, durumun tamamını ele alıyorsunuz demektir. Örneğin, “Even though we all have very specific tasks in the project, we shouldn’t lose the big picture.” Evet, her birimiz bu projenin yalnızca bir kısmı ile ilgileniyoruz; ancak, bütün projeyi düşünerek hareket etmeliyiz.

bottom line

Bir olayda en önemli konuya gelmek istediğinizde “the bottom line is….” diye başlayan bir cümle kullanabilirsiniz. Türkçeye uzun lafın kısası veya sonuç olarak şeklinde çevrilebilir. “Onu bunu bırak da…” demek istediğinizde “bottom line” aradığınız deyimdir. Örnek vermek gerekirse: “The bottom line is that we need another $10,000 to complete the project.”

circulate the agenda

Yazılı iletişimde sıklıkla göreceğiniz bir ifadedir. Sirküle etmek diye korkunç bir şekilde dilimize girmiştir. Bir belgeyi veya bilgiyi bir grup içerisinde dağıtmak için “circulate” kullanılır; eğer sonuna “agenda” eklendi ise toplantı gündemini gruba göndermek demektir. “We circulated the agenda for the meeting last week.”

get down to business

Konudan saptığınızda, ana konuya girmek istediğinizde ya da yaptığınız bir işe gerektiğinden fazla ara verdiğinizde bu deyimi kullanabilirsiniz. Örneğin, “If the introductions are over I’d like to get down to business.” Birbirini tanımayan bir ekip ile gerçekleşen bir toplantıyı yönettiğinizde, kişilerin kendini tanıtma faslı bittiğinde aradığınız cümle budur. “İşe koyulalım” diye de düşünebilirsiniz.

get the ball rolling

Topu yuvarlamak, yani bir oyuna başlamak için ilk adımı atmak demektir. Yeni bir projeye başlarken sıklıkla kullanılır. “We really need to get the ball rolling on this project. The deadline is in June and it’s already April.” Ekip ruhunu vurgulayarak “haydi kolları sıvayalım, bu işe başlayalım” demek isterseniz bu deyimi kullanabilirsiniz. Eş anlamlı olarak “kick off” ifadesi de kullanılır; hatta iş hayatı dilinde bir projenin başlangıç toplantısı olan “kickoff meeting” sıkça duyulur.

in the long run

“In the long term” olarak da kullanılabilir. Kısa sprint değil de uzun maraton koşusunu aklınıza getirin. Büyük ve uzun vadeli düşündüğünüzde cümleye bu deyim ile başlayabilirsiniz. Örneğin: “The company has been losing money recently, but in the long run they should make a profit.”

in the loop

“Keep me in the loop.” Loop: çember, döngü. “Beni haberdar et” veya “güncel bilgileri benimle de paylaş” demek isterseniz bu deyimi kullanabilirsiniz. Ya da birden fazla kişiye gönderilen bir mail zinciri içindeyseniz ve yeni biri eklenecekse, “Let’s add Ayşe so she is in the loop” veya “Please include Ayşe in the loop” denebilir.

keep head above water

Kafamızı suyun üstünde tutmalıyız. Bu da ne demek? Eğer zor bir durum ile karşı karşıyaysanız ve derin dalgalarda boğulmadan hayatta kalmaya çabalıyorsanız, bu durumu atlatmayı umuyorsanız bu deyimi kullanabilirsiniz. Özellikle içinden çıkılması zor finansal sorunlar için kullanılır. Örneğin, “Business is bad. I am not sure how much longer we will be able to keep our heads above water.”

keep track

Track kelimesi Türkçeye iz, yol olarak çevrilebilir. Keep track ise bir şeyin kaydını tutmak, bilgisini kaydetmek veya bir konuda bilgi sahibi olmak ve o işi takip etmek gibi anlaşılabilir. İngilizce bir örnek vermek gerekirse “We are trying to keep track of the number of visitors to our new website.” dendiğinde, o web sitesine gelen ziyaretçi sayısının kaydını tutmaya çalıştıkları sonucunu çıkarabilirsiniz.

on the same page  

Aynı sayfadayız. Yani sen ve ben belli bir durumdan aynı şeyi anlıyoruz, aynı bilgiye sahibiz veya bir konuda hemfikiriz. İngilizcede olmak fiili ile kullanılır. Örnek olarak, “Let’s go over the details of what we agreed on just to make sure we’re on the same page.” Hemfikir olduğumuzdan, ikimizin de aynı şeyleri anladığından emin olmak için detaylara bir defa daha göz gezdirelim.

on top of something

Bir konuya hakim olduğunuzda, bir durum sizin kontrolünüzde olduğunda ve gelişmelerin ve değişikliklerin farkında olduğunuzda bu deyimi kullanırsınız: “I am on top of this.” Mesela yabancı yöneticiniz bir konudaki gelişmeleri sorduğunda ve siz bilgiyi verdikten sonra “Don’t worry, I am on top of it.” derseniz konuyu takip ettiğiniz konusunda güven aşılarsınız.

pull the plug

Türkçede kelime anlamı fişi çekmek anlamına gelir. Bir projeye son vermek istediğinizde kararı bu deyim ile açıklayabilirsiniz. Örneğin: “After losing millions of dollars drilling for oil in Nebraska and finding nothing, the company finally pulled plug on its exploration.” Milyonlarda doları boşa harcadıktan sonra petrol arayışına son veren şirketin durumunu bu şekilde anlatmış oldunuz.

put yourself in my shoes

Bir insana kendini benim ayakkabılarıma koy derseniz ne demiş olursunuz? Henüz Türkçeleştirmediğimiz güzel ve sık kullanılan bir deyimdir ve kendini benim yerime koy anlamına gelmektedir. Empati talep ettiğiniz durumlarda karşı tarafa bu deyimi söyleyebilirsiniz: “Please put yourself in my shoes when you’re deciding on the raise.”

read between the lines

Doğrudan açıklanmayan bir bilgiyi, altta yatan anlamı çıkarmak demektir. Bu deyimi Türkçede satır aralarını okumak olarak duymuş olabilirsiniz. Bir konuda ima edileni veya kapalı anlamı anladığınızda bu deyimi kullanabilirsiniz. Örneğin: “He didn’t say he wants to leave the company, but I can read between the lines. He is thinking of getting a new job.”

reality check

Hayal dünyasından çıkıp bir konuya gerçekçi bir açıdan bakmak istediğinizde aradığınız deyimdir. Sıklıkla hayallerde olan birine “Get a reality check!” ikazı şeklinde kullanılır. Ekibinizi bir konu hakkında gerçekleri dikkate almaya yönlendirdiğinizde bu deyimi kullanın: “Time for a reality check here; can we actually finish this project on time?”

set up a meeting

“Hemen bir toplantı set edelim.” Bunu kaç defa duydunuz? Türkçeleştirdiğimiz bir fiil daha. “Set up” fiili aslında kurmak, yerleştirmek anlamında kullanılır. Ancak toplantı kelimesi ile birleştiğinde “set up a meeting” deyimi toplantı ayarlamak, bir toplantıyı organize etmek anlamına gelir. “Schedule a meeting” veya “arrange a meeting” olarak da kullanılır. Örnek: “I am trying to set up a meeting with the manager of our department.”

take action

Ana dili İngilizce olmasa da Türkçe yazışmalarda “aksiyon almak” ifadesini kullanan plaza insanlarına sesleniyoruz. Lütfen yapmayın! İşlem yapın, harekete geçin, gerekli adımları atın, uygulayın; ama, aksiyon almayın!

the elephant in the room

Odadaki fil deyimini hiç duydunuz mu? Galiba Türkçeleştirmek için henüz yeterince yaygın bilinen bir deyim değil, ancak bu ifadeyi ana dili İngilizce olan kişiler arasında sıklıkla duyabilirsiniz. Herkesin bildiği, aşikâr fakat kimsenin değinmediği bir sorunu anlatmak için kullanılır. Örneğin herkesin görmezden gelmek istediği yüklü bir borç için kullanabilirsiniz: “We should have been talking about our huge debt, but it seemed like no one wanted to talk about the elephant in the room.”

think outside the box

Kutunun dışında düşünmek diye doğrudan çevrilmiş bir deyim daha. Alışılagelmişin dışında yaratıcı şekilde düşünmek, bir konuya geleneksel bakış açısından farklı bir açıdan bakmak demektir. “We must step back and see if the solutions to our problems lie outside the box.” Sorunlarımızı çözmek için bir de farklı bir açıdan bakalım.

up in the air

“Havada kaldı.” Ne demek istediniz? Neticeye bağlanmamış, kararlaştırılmamış konular için “up in the air” deyimini kullanın. Örneğin, “We are looking for a test market right now, but nothing has been decided yet. Everything is still up in the air.”   

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>